ANASAYFA Foto Galeri Videolar Anketler Ziyaretci Defteri DANIŞ - CAN İletişim

EN ÇOK OKUNANLAR

Eğlence

  • Satranç
  • Eğlenceli Sunular
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

Tarih 18 Mart 2014, 11:10 Editör Ali Palabıyık

18 Mart Şehitler Günü

 
 Yakın tarihimizin en anlamlı, dokunaklı, en büyük zaferlerinden biri olan 18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Zaferimizin hatırasını, 99.  Yıl dönümünü yad ediyoruz. Bu muhteşem zafer dünya tarihinin ender görebileceği değerdedir. Böyle bir direniş ve kahramanlık örneğinin 'yokluk' üzerine kurulduğunu düşünürsek daha bir anlamlı olmaktadır. Çanakkale'de, 1915'te bir kez daha görülmüştür ki yeryüzündeki hiçbir silah, vatan ve millet sevgisine karşı muzaffer olamayacaktır. Çanakkale bir ruhtur, milletçe bu ruh ile yarınları kucaklayacak dinamiğe sahibiz. Bu vesileyle şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
 


Merhum Mehmet Âkif’le başlayalım:
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı!..

Evet. Dünya tarihinin en büyük harplerinden biri olan Çanakkale muharebeleri, düşmanın maddî gücünün çok üstün olmasına rağmen, iman gücünün, mukaddesat uğrunda maldan ve candan geçmiş olanların nasıl zaferler kazanabileceklerine bir örnektir.
Çanakkale olmasaydı, kurtuluş savaşı olmazdı. Kurtuluş savaşı olmasaydı herhalde Türkiye Cumhuriyeti de olmazdı. Yani bugünkü sınırlarımız içinde bağımsız bir devlet olmamız mümkün olmazdı.
Çanakkale bugün hala bize büyük bir heyecan veriyor. Kardeşliğimizi pekiştiriyor. Çanakkale’de yaşananları okudukça gözyaşlarımızı tutamıyoruz. İşte bir örneği

KINALI ALİ DESTANI

 Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor,  Nerelisin? gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu:
-Adın ne senin evladım? Dedi.
-Adım Ali, komutanım” dedi.
- Nerelisin?
- Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım...
- Peki, evladım bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?
- Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum.
- Peki dedi üsteğmen. Gidebilirsin Kınalı Ali.
O günden sonra Ali’nin adı Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi." Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?" Dedi.
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi. " Sen söyle biz yazalım" dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu. Ve mektuba şöyle başladı:
" Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, “Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir.” Cümlesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek mektubun sonuna şunları yazdırdı: " Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama burada komutanlarım da, arkadaşlarım da benimle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek, onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları beşer-beşer, onar-onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onların da sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah’a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak bile bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye anne, babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası cevap veriyordu:
" Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme."
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra "şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu. Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali’nin anasının ağzından yazılmıştı ve şöyle diyordu anası:
" Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç iş için kına yakarlar;
1-Gelin olan kıza kına yakarlar ki, gitsin de kocasına, ailesine ve çocuklarına kurban olsun,
2-Kurbanlık koça kına yakarlar ki, Allah’a Kurban olsun,  
3-Askere giden yiğitlere kına yakarlar ki, vatana kurban olsun diye.
Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun.
Ali’nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu... 
(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)



Bu haber 968 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Haberler

ÇİN ÇİN KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ BAŞLADI

ÇİN ÇİN KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ BAŞLADI Çinçin Kültür Sanat Festivali Başladı

ÇİNÇİN KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ

ÇİNÇİN KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ Eğitim Sanattır... Polis Amca Ortaokulu’nda geleceğin sanatçıları aranıyor...

DanışCan

Aktif Vatandaş

Serbest Kürsü

Radyo BBOM

Rehberlik

MAKALELER

Çocuk Hakları21 Ocak 2014

Özlü Sözler

Sayaç

ab        mf        at        kus

Bu yayın Avrupa Birliği'nin yardımıyla hazırlanmıştır. Bu yayının içeriğinden yalnızca Polis Amca Ortaokulu sorumlu olup,
herhangi bir şekilde AB'nin görüşlerini yansıttığı şeklinde yorumlanamaz.
© Copyright 2013 -baskabirokul.com - Tüm Hakları Saklıdır.osemay